“Katkımı Nasıl Artırabilirim?”

“Katkımı Nasıl Artırabilirim?”

Başlıkta kullandığımız bu soruyu her komünistin kendisine günde en az bir kez sorduğuna eminiz. Bizim üzerinde durmak istediğimiz asıl konu bu soruya verdiğimiz yanıttır. Bu soruyu kendine soran her yoldaşımız, sadece TKP’nin politikalarını savunmanın yeterli olmadığı, aynı zamanda partiyi ve politikalarını savunurken, günlük pratik çalışmada nasıl bir verimlilik elde ettiğini soran yoldaşlarımızdır.

“Bana bağlı örgüt ve yoldaşlarla bugün veya bu hafta ne yaptım?“, “Hangi yoldaşımın ne konuda desteğe ihtiyacı var?“, “Hangi yoldaşım başarılı raporlar getirdi?’’, “Önüne koyduğu görevi yerine getiremeyen yoldaşımın engeli neydi, nasıl aşabiliriz?“, “Birlikte aynı temel parti örgütünde, hücremde çalıştığım yoldaşıma daha fazla nasıl yardımcı olabilirim veya kendisi bana nasıl daha iyi destek sunabilir?“, “Söz konusu bir etkinlik veya eylem konusunda bütün hazırlıklarımız tamam mı?“, “Eksiklerimiz nelerdir, nasıl tamamlarız?“.

“Bugün kaç kişi ile görüştüm?“, “Görüştüğüm insanlar ile nasıl bir iletişim ve etkileşim oluştu?“, “Bu hafta kaç kişiye yayın verdim, sattım veya ulaştırdım ? Bunların kaç kişisiyle 15 dakika veya daha fazla sohbet etme olanağım oldu?“, “Bu hafta iletişim kurduğum insanların kaç tanesi yeni ilişki? Onlar ülke sorunları ile ilgili ne düşünüyorlar? Toplumsal sorunların çözümü konusunda örgütlü çalışmaya yatkınlıkları var mı? Varsa, çevreleri ile iletişimleri, ilişkileri nasıl? Yoksa, acaba sebebi nedir?“, “Eski ilişkilerin toplumsal olaylarla ilgili güncel yorumları nedir? Bizim görüş ve politikalarımıza nasıl yaklaşıyorlar?“, “Çalıştığım iş yerinde kaç iş arkadaşım benimle konuşurken ülke sorunları hakkında ne düşündüğümü soruyor? Bizim düşüncelerime değer veriyorlar mı?”, “İşyeri veya mahallemde kaç kişi özel sorunları, sağlık sorunları ile ilgili benimle paylaşımda bulunuyor ve düşüncemi öğrenmek istiyor?“ Bu ve benzer sorular çoğaltılabilir. Buraya kadar kendimize yönelttiğimiz sorular yeni ilişkilendiğimiz çevreler ile ilgili olan sorulardır.

Bir de partimizin görüşlerini bilen, ilgi duyan, kısmen veya tamamen destekleyen sempatizan çevre ile olan ilişkilerimiz mevcuttur. Bunlar ile ilgili ilişkinin düzeyi, içeriği ve görev alma konusundaki ögeler öne çıkmaktadır. Bu ilişkilerimize ulaştırdığımız yayınları, kendisi kimlere ulaştırıyor? Ulaştırdığı kendi ilişkilerinin yayın içeriği hakkında yorumları nelerdir? Toplu yayın satımı veya yayınlar özelinde düzenleyeceğimiz bir kahvaltı, yemek veya tartışma toplantısına yayın ulaştırdığımız ilişkilerimiz kaçar arkadaşlarını getirebilirler? Bir araya gelindiğinde hangi konuları konuşmak yararlı olur? Yayın ilişkilerimiz bir işyerinde ise, o işyerindeki sorunların tartışılacağı ve sonuçlarının yayına yazılı olarak ulaştırılacağı veya haber olarak iletileceği bir düzeyi yakalayabildik mi? İşyerinde sendikal çalışma konusunda yayınlarımızın katkısı oluyor mu? Eksiklikler varsa nedir ? Bu eksiğimizi nasıl giderebiliriz?

Semt odaklı ilişkiler sürdürüyor isek, yayın verdiklerimizin kaçı politik bilinç sahibi, kaçı sosyal bir ilişki temelinde yayınlarımızı takip ediyor? Bu sosyal ilişkiler, semtimizdeki, mahallemizdeki sosyal sorunların ele alınması düzeyinde sohbetlere gerekçe oluyor mu? Hangi sorunlar var? Hangileri konusunda bir organizasyon yaparsak sohbetten öte bir yerel çalışma gelişmesine katkısı olur? Bu sohbetlerde yayınlarımızın rolü oluyor mu? Katılımcıların görüşlerini alabiliyor muyuz? Alıyorsak yayının iyileştirilmesi açısından gerekli organları bilgilendiriyor muyuz?

Bütün bu görüşme, toplantı ve yayın ilişkileri üzerinden çalışma grupları, birimler, komiteler, oluşmasına yönelik çabamız ne düzeyde planlıdır? Yarın bir etkinliğe “kaç kişi getirebilirim, ve ilişki içinde olduğum arkadaşlar kaç kişi getirebilir?”, “Yarın bir direniş olsa kaç ilişkim o direnişin içinde yer alır, kaçı destekler ve kaçı o direnişin duyurulması için kendi çevresinde çalışma yapar?“

Parti politikalarının yığınlar içinde yayılması, partimize yeni yandaş ve sempatizanlar kazanılması, partimizin yığınlar içinde etkinliğinin artırılması ve örgütlenmesi ancak bütün günlük ilişki, hareket ve doğal çevremize bu gözle yaklaşmamız ile mümkündür. Bir komünistin yaşam tarzı bütün yaşamını ve her türlü etkinliğini partisinin politikaları doğrultusunda şekillendirmesidir. Komünist; partide örgütlü, bir temel parti örgütünde çalışan, aidatını veren, parti yayınlarını izleyen, etrafında yaygınlaştıran ve parti politikaları doğrultusunda örgütlenme yapan kişi demektir.

Lenin, “ Parti, kapılarını sadece, toplumun komünist ilkeler temelinde yeniden kurulması için dövüşen, iradelerini partinin iradesine tabi kılan, sebatlı devrim savaşçılarına açmalıdır ” tespitini yapar. Bu söz soyut bir söz değildir. Yazının başından itibaren sıraladığımız belki size “sıkıcı” gibi gelen sorulara birincisi; bir yanıtı olan, ikincisi ise; olumlu bir yanıtı olan gönüllülerin birliğidir parti. Kendi yaşamını partisine ve sosyalizm mücadelesinin gereklerine göre programlayan kişidir komünist. Bu amaçla teorik, ideolojik ve politik düzeyini sürekli yükseltmek için ve edindiği bu bilgileri pratik örgütsel parti çalışmalarında değerlendirip, yoldaşları, arkadaşları ile paylaşabilen kişidir komünist. Bütün bu bilgi ve becerisini etrafındaki ilişkiler içinde değerlendiren ve her gün yeni örgütsel adımlar atabilen kişidir komünist. Partinin hangi organında, seçilmiş veya atanmış görevi ne olursa olsun, temel parti örgütünde somut görev ve işlev üstlenen kişidir komünist. Sabırla, inatla ama itina ile, alçakgönüllülük ile ve ilkelerinden bir milim ödün vermeden işçi sınıfının iktidar davası, Sosyalizm ve Komünist toplum düzeni için her gün, her saat üreten, gece gündüz demeden koşturan, yüzlerce, binlerce kilometre yapan kişidir komünist. Etrafında kendisi dahil üç kişilik yeni bir parti hücresi kuramayan, üç beş kişiye yayın veremeyen, tanıdıkları dışında kimseyle diyaloğu olmayan bir kişi kendine komünist adını uygun görse de o kişi gerçekte komünist olamaz. Çünkü en geç iki parti hücre toplantısından sonra ona ne yaptığı ve yapmadığı sorulacaktır. Bu sorular da gevezelik ile geçiştirilebilecek sorular değildir.

Çek komünisti Julius Fučík “İki komünist bir araya geldi mi hemen bir örgüt kurar, toplantısını yapıp faaliyete başlar” ifadesini boşuna kullanmamıştır. İki komünistin bir araya gelip örgüt kurması, sohbet amaçlı değildir. Somut faaliyet ve görev temellidir. Çünkü komünist örgüt kurmak, o örgütü çalıştırmak, geliştirmek dışında hiç bir şey düşünmez. Ve böyle komünistlerin de kendilerine her gün sordukları soru “Katkımı nasıl artırabilirim?“ sorusudur. Bunu bir yaşam tarzı haline getiremeyenler veya getirmek istemeyenler de “kaşının üzerinde gözün var misali“ türlü bahaneler üreterek kendi eksiklerini kapatmaya çalışabilirler. Ne ki parti yaşamında bu mümkün değildir, çünkü parti yaşamı, örgüt yaşamıdır ve belirli ilkeler, kurallar çerçevesinde yürütülür. Parti aldatılmaya gelmez. Partiye karşı açık olmayan, dürüst olmayan partili görevlerini eksiksiz yerine getirmeyen partili olamaz, olduktan sonra da bu niteliklerini yitirmişse partili olarak kalamaz. Türkiye Komünist Partisi Tüzük taslağı bu gözle ve bilinçle okunup incelenirse işlevi olabilecektir. Önümüzdeki süreç sınıf savaşımının keskinleşeceği bir dönem olacaktır. Partimiz tüm yönleriyle bu döneme hazır olmalıdır. Parti de, yoldaşların ve onların oluşturduğu örgütlerin program ve tüzük çerçevesinde sağladıkları gönüllü birliğin ifadesi olarak öncelikle tek tek yoldaşların nitelikleri ile bu dönemin görevlerini yaşama geçirebilecektir.

(TKP Merkez Organı ATILIM Gazetesi Aralık 2015 / 266. sayısı www.türkiyekomünistpartisi.org adresinden alınmıştır.)

 

Julius Fucik - Çek komünist gazeteciJulius Fučík

(23 Şubat 1903, Prag - 8 Eylül 1943, Berlin), Çek komünist gazeteci.

Fučík öğrencilik yıllarında siyasal çalışmalara katıldı, yazılar yazmaya başladı. Bir yandan Trovba, Rude Pravo ve Halo Noving gibi komünist gazetelerde makaleler yayımlarken bir yandan da yeraltı çalışmalarını sürdürdü. 1930’da gizlice Sovyetler Birliği’ne gitti. 1934’teki ikinci gidişinde bu ülkede iki yıl kaldı, Orta Asya’yı dolaştı. Çekoslovakya’nın Almanlar tarafından işgal edilmesi üzerine Komünist Yeraltı Hareketi’nin önderlerinden biri olarak illegal yayınlar çıkardı ve yönetti. 1942’de tutuklandı, on sekiz ay süren tutukluluğunun ardından Berlin’de katledildi.

Fučík, tutukevinde kaldığı süre içinde yazdığı ve yaşamının bu son dönemine ait izlenimlerini içeren “Reportaz psana na opratçe” (Darağacından Notlar) adlı kitabı Çek bir gardiyan yardımıyla parça parça dışarıya kaçırılmış ve Fučík’in ölümünden iki yıl sonra karısı tarafından bastırılmıştır.