İş Yerlerindeki Zorlukları Birlikte Aşabiliriz

İş Yerlerindeki Zorlukları Birlikte Aşabiliriz

Amerikancı sarı sendikal anlayışlar işçilerin ve emekçilerin arasında yaygındır ve egemen bir düşünce tarzıdır. Buna ağır yaşam koşulları da eklendiğinde durumun olumsuzluğu ve ciddiyeti ortaya çıkmaktadır. Bu büyük olumsuzlukları hiç bir sendikal anlayış ve yapılanma tek başına ne aşabilir ne de işçi ve emekçi kitleleri saflarına çekebilir. Bu olumsuzluk uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Her ne kadar iyi niyetle yola çıkan ve çabalayan kişiler ve yapılanmalar varsa da mevcut olumsuzluklar bir türlü aşılamıyor, iş yerlerinde örgütlülük sağlanamıyor, işçilerin  çoğunluğuyla bağ kurulamıyor, toplumun öncü politik gücü olması gereken işçi sınıfı gerçek ve tarihi rolünü oynamaktan uzak kalıyor.

İşçiler, iş yerlerindeki kötü yaşam koşullarına ve patron yanlısı işbirlikçi sarı sendikal yapılanmalara müdahale etmelidir. Demokratik, sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışının iş yerlerinde var olan sendikal yapılarda etkisi artırılmalıdır. İşçiler bilinçlenir, örgütlenir ve sürekli ve kararlı bir mücadele yürütürlerse kendi ortak çıkarlarının lehine bir gelişmenin önünü açabilirler. Bunun için ilişkilerin bire bir yüz yüze kurulması ve geliştirilmesi gerekiyor. Mahalle, sokak ve aile ilişkilerinin geliştirilmesi, iş yerleri dışında ortak etkinlikleri düzenlemek ve ortak paylaşımlarda bulunmak, iş yerlerinde birlikte mücadele etmenin ve zorlukları aşmanın önünü açacaktır.

Genel olarak işçiler sendikal çalışmalara katılmadığı gibi politik çalışmalardan da uzak duruyor. Burjuvazinin politik etkisinin altında ve suskun kalmaktadırlar. Çoğunluk kitap, gazete, dergi okumuyor. Herhangi bir sosyal, politik ve sendikal konuyu incelemiyor ve araştırmıyor. Dünya işçi sınıfının ve Türkiye işçi sınıfının tarihine karşı ilgisizdir. Türkiye işçi sınıfı, çok sağlam bir zeminden besleniyor. Bunun için inanıyoruz ki, farklı çalışmalar, farklı kişiler ve görüşler, geç de olsa işçi sınıfının hareketinin akışında birbirlerine yaklaşacak ve buluşacaktır.

Kendileriyle görüştüğümüz arkadaşlar düşüncelerini Politika Gazetesi ile paylaştılar.

Giyim Sen Sendikası Genel Başkanı Mehmet Emin Yılmaz:

Giyim İşçileri Sendikası amblemi“Fabrikalarda kimyasallar tüketilmekte, işçiler bunun nereye gittiğini, ne gibi zararları  olduğunu bilmiyor ve sorgulamıyor. İnsani değerler yozlaşıyor. İşçi emeğine yabancılaşıyor. Sonuç olarak işçi ailesine, sosyal çevreye ve kendisine yabancılaşmış oluyor.

Trakya'daki yerli insanların genel olarak evleri var. Bu işçiler ağırlıklı olarak sigorta primlerinin devam ettirilerek tamamlanmasını bekliyorlar. Bunun dışında fazla bir beklentileri olmuyor. Genellikle Kemalist bir anlayışa sahipler. Sendikal örgütlenmeye pek yanaşmıyorlar. Trakya'ya göç ederek gelen insanlar ise genellikle banka kredileriyle ile ev alıyorlar. Buradaki Alevi ve Kürt insanlar daha zor durumdadır. Kredileri düzenli ödemek korkusundan dolayı başlarını kaldıramıyorlar. Eğer daha önce o iş yerinde başarısız bir sendikal çalışma yapılmışsa olumsuzluk daha fazladır.

Trakya bir tarım bölgesidir. Önümüzdeki 20-30 yıl sonra bu tarım arazileri verimliliğini yitirecektir. Ergene Havzası'nın sanayiye açılmış olması çok önemli bir noktadır. Bundan dolayı işçi sayısı günden güne artıyor. Anne-babalar çalıştıkları için çocuklarıyla yakından ilgilenemiyorlar. Çocuklar a-sosyal biçimde yetişmek zorunda kalıyor. Kadınlar çifte sömürü altındadır. Bir yandan iş yerinde sömürülürken diğer yanda da ev içi işlerle uğraşmaktadır. Kadınların gece vardiyalarında çalıştırılması yaygındır ve çalışma süresi ağırdır. Önümüzdeki dönemlerde meslek hastalıkları ciddi biçimde artacaktır. Buna karşılık herhangi bir Meslek Hastalıkları Hastanesi bulunmamaktadır.

Maaşların asgari kısmı bankalar aracılığıyla ödenirken mesailer elden ödeniyor.

Tekstil sektöründe boyacıların dışında çalışanlar vasıfsız işçilerdir.

İş yerlerinde duyarlı işçiler bularak orada iş yerleri komiteleri temelinde örgütlenme çalışmalar yapılmalıdır. Bu komiteler işçilerin beyni, aklı ve yüreği olmalıdırlar. Komiteler sendikal örgütlenme, yemek sorunları, düğün, grev gibi her sorunla ilgilenmelidirler. İşçiler arasında paylaşma ve dayanışma ruhu geliştirilmelidir. Bunun içinde bizlerin fabrikalarda çalışmamız, fabrikaların öznesi olmamız gerekmektedir. Dışarıdan işçilerle ilişki kurmak zordur.”

Umut-Sen Çerkezköy Temsilcisi Şenol Kurt:

Umut-Sen amblemi“İş yerlerinde sık sık vardiyalar değiştiriliyor. Böyle olunca işçileri tanıyamıyoruz. İlişkilerimiz gelişemiyor. Patronlar bunu bilerek yapıyor. Bir maaşla geçinemediği için simit, mısır, çerez satan, evlerde ek iş yapan işçiler var. Tüm tekstil fabrikalarında 12 saat çalışılıyor. Tabanda çalışma başlatılmalıdır. Örgütlenme çalışmasının sürekliliği sağlanmalıdır.”

M. Emin ve Şenol arkadaşlarımızın da üstüne basa basa vurguladığı gibi iş yerlerindeki zorlukların aşılması ve ilerici-devrimci sendikal örgütlenmelerin yapılabilmesi için yılmadan bıkmadan çalışmak, çalışmalarda süreklilik, işçiler arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak gerekiyor.

Bu açıdan Umut-Sen'in hafta sonlarında çocuklar için düzenlediği "tiyatro-drama" etkinliği örnek bir çalışmadır. İşçiler ve emekçiler arasında bu ve benzer çalışmalar yaygınlaştırılmalı, zenginleştirilmeli ve sürdürülmelidir.