Zorluklara Rağmen İşyerlerinde Sendikal Örgütlenmenin Önemi

Zorluklara Rağmen İşyerlerinde Sendikal Örgütlenmenin Önemi

İşyerlerinde sendikal örgütlenme, yapılan her çalışmada zorluklarla karşılanmasına rağmen çok önemli ve gereklidir. İşyerlerinde sendikal örgütlenme işçi sınıfının devrimci mücadelesinin mihenk taşıdır.

Bugün işçilerin çoğunluğu kredi kartları aracılığıyla bankalara borçlandırılmıştır. Borçlar zamanında ödenmediğinde üstüne faiz binmekte, belirli bir süre geçtikten sonra dava konusu olmakta, avukatlık vekalet ücretleri, mahkeme masrafları eklenerek borç kabarmaktadır. Bankalar mahkeme yoluyla gerekirse işçinin krediyle satın aldığı mal, ev veya herhangi bir şey zorla elinden alınmaktadır. Böylece işçinin hem maaşına el konulmakta hemde uzun zamandan beri ekmeğinden boğazından kestiği küçük birikimi elinden gitmektedir. Bu durum örgütlenme yapmak için işçinin en büyük ayak bağı durumundadır. Bu durumla karşılaşan veya karşılaşabileceğini düşünen işçi nasıl hareket ediyor?

12 Eylül faşist darbesi öncesi küçük atelyelerde bile genç kız ve erkekler sendikalıydı. (İYG Arşivinden)Öncelikle işsiz kalmamak için elinden geleni yapıyor. Hareket ederken özgür iradesiyle hareket edemiyor. Yatıp kalkarken bile o borcunu nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Borcu bitinceye kadar bir ‘bela’ ile karşılamamaya dikkat ediyor. İşyerinde amir ve patron ile ters düşmemeye çalışıyor. Ücret artışları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi konusunda kendini pek zorlamıyor. Ülkede yaşananlar ve dünyadaki gelişmeler üzerine pek yorum yapmıyor. Ekmeğini kazanmak, borcunu aksatmadan ödemek tek kaygısıdır gibi görünür. Bu durum işçiye mutlu bir yaşam sağlayabiliyor mu? Yaşamın bir çocuk oyuncağı gibi olmadığını herkes biliyor. Her ne kadar işçi işine bağlı kalırsa kalsın patronun kar hırsından, işyerindeki bir otomasyondan veya ülkedeki bir krizden dolayı işten atılabiliyor. Burada işçinin bütün “iyi niyetleri” boşa gidiyor. Aslında “iyi niyet” işini kaybetme korkusu ile bağlı bir konu. Özünde “iyi niyet” değil içinde korku barındıran bir davranış biçimi. Bu yaklaşım da işçilerin sendikal anlamda dahi olsa işyerlerinde yaşadıkları sorunlara karşı harekete geçmelerinin önünde bir engel teşkil ediyor. Maalesef bu durum bugün yaşanan bir gerçeklik. İşyeri kapanma tehlikesi, işçi işten atılma tehlikesi yaşadığında, hatta bu durum fiili hale geldiği zaman dahi bu gelişmelere karşı işçiyi örgütlemek isteyen sendikalara karşı işçi “korku” ile davranıyor, zaten kaybettiği işini kaybetmeme ham hayaliyle, patron korkusundan dolayı sendikal örgütlenmeden uzak duruyor.

Burada yapılması gereken sadece iyi niyetlerle çalışmak değildir. Verili durum ve bekleyen tehlikeler işçilere sabırla, inatla anlatılmalıdır. İşçi hem çalışacak, hem borcunu ödeyecek, ailesini geçindirecek hem de sendikal örgütlenmeyle ilgilenmelidir. Bu olmadan sömürünün çarkları dizginlenemez.

Patronlar işçilerin ilerici sendikalarda örgütlenmesini istemez. Bunu başaramazsa işyerinde sarı sendikacılığın önünü açmaktadırlar. Zorlukları aşmak için işçilerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesi gerekmektedir. Bunun için her işyerinde bilinçli ve öncü işçilere gereksinim vardır. Her öncü işçi işyerlerinde arkadaşlarının hak aramalarına öncülük eder. Arkadaşlarının güvenini kazanır. Birlikte hareket etmelerini sağlar. Bu kadrolar aracılığıyla işyerlerinde İşçi Komiteleri kurulmalıdır. Bu olmadan işyerlerinde sendikal örgütlenme yapılamaz. İşçi sınıfının politik örgütlülüğünün temel dayanağı işyerleridir, fabrikalardır. Burada sınıf çizgisinde doğru ve sağlam bir örgütlenme yapmak, son derece önemlidir. Bir öncü işçinin işyerinde başarılı bir sendikal örgütlenme yapabilmesi için herşeyden önce sınıf bilincine sahip olmalıdır. Devrimci bir eğitim ve devrimci ahlakın rolü burada ortaya çıkmaktadır. Yanlış insanlar doğru iş yapamazlar.

Politik kaygılarla ve kişisel hesaplarla işçiler arasında örgütlenme yapmaya çalışan kişilere işçiler güven duymaz.

İşyerlerinde sendikal anlamda çalışma yapmak isteyenler genel olarak şu sorularla karşılaşmaktadırlar. “Daha önceleri de burada sendika vardı. Ancak işçileri satttılar, gittiler.” “Sendikalar, İşçilerden yana durmuyor”, “Bunlar aslında devrimci sendikacılar değildir. DİSK’in mirasını yemektedirler” vb.

Durum bu iken işyerlerinde sendikal örgütlenme yapabilmek için nasıl davranmalıyız? İşçi sayısı 10 milyonu aşan ve çok azı sendikalı iken TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve bağımsız sendikalar ayrı ayrı kulvarda çalışma yürütürken bu yapıların herhangi birinin içinde yer alan veya sendikal örgütlenmenin bulunmadığı bir işyerinde çalışan devrimci bir işçi nasıl bir yöntem izlemeli?

Söz konusu olan işçi sınıfıdır, ortak çıkarıdır, sendikal birliğinin sağlanmasıdır. Gerçek bu olduğuna göre komünistler her alanda, her yerde ve her koşulda çalışmak zorundadır. Amerikancı sarı sendikal yapıların yıkılarak yerine demokratik, sınıf ve kitle sendikacılığı temsil eden yapıların oluşması için temelde işyerlerinde çalışma yapılmalıdır. Üst yönetimlerle uğraşmak, kocaman uçsuz bucaksız ormanı görmezlikten gelerek sadece bir tek ağacı görmeye benzer.

Her kim iyi bir iş yaparsa yapsın desteklemek gerekir. Bugün olmazsa yarın, er veya geç bütün çalışmalar meyvesini verecektir. Onun için doğru yapılan bir çalışmayı kim yaparsa yapsın desteklenmeli ve paylaşılmalıdır.

Burjuvaziye karşı tek bilek, tek yürek olmadan ne ekonomik mücadele ne de her hangi bir hak kazanılamaz. Çalışma yapılırken sendikal alan ile politik alan birbirine karıştırılmamalıdır. İşyerlerinde her düşünceden, ırktan, dilden, ulustan işçiler çalışır. Hepsinin çıkarı birdir, ortaktır. Sömürüyü birlikte göğüslemektedirler. İşçi sınıfının politik örgütlülüğünün rolü burada da ortaya çıkıyor. Eğitim çalışmalarıyla işçiyi işçi olduğunun bilincine vardırır. İşçiyi emeğine, geleceğine, dünya barışına sahip çıkmaya çağırır ve örgütler.

Bu olmazsa ülkenin büyük çoğunluğu sendikasız ve örgütsüz olan “İşçiler Ordusu” nasıl kazanılacaktır?