Portre

Anjel Açıkgöz Yoldaş Aramızdan Ayrıldı…

Anjel AçıkgözTürkiye Komünist Partisi’nin emektar yoldaşlarından, Dr. Hayk Açıkgöz yoldaşın eşi, Bilen yoldaş ve Nâzım Hikmet yoldaşların politik göçmenlik yoldaşları, Anjel Açıkgöz yoldaş, 17 Haziran 2017 Cumartesi günü sabaha karşı Leipzig'de aramızdan ayrılmıştır. Tüm yoldaşlarının, dost, akraba ve arkadaşlarına baş sağlığı diliyoruz.

Anjel Açıkgöz, 1 Mayıs 1923'te İstanbul'da Anjel Mari Kazancıyan ismiyle doğdu. Samsun kökenli, tütün emekçisi bir Ermeni ailenin çocuğuydu. Ailesi Ermeni Tehciri sırasında Samsun'dan sürülmüş ve geri dönemeyip İstanbul'a yerleşmişti.


TALİP ÖZTÜRK: YAŞAMI VE MÜCADELESİ

Talip ÖztürkTalip Öztürk’ün temel felsefesinin özünü, insandan yana, doğayla dost ilkesi oluştururdu. Bu, burjuva felsefesinin, insana rağmen doğaya karşı, ilkesinin tam karşıtıdır.

Talip Öztürk insancıldı, hem toplumla hem de kendi çevresiyle barışıktı. En nefret ettiği şey insanın insana kulluğuydu.

Halkın derdini umursardı, bencil değildi, paylaşımcıydı. Vazgeçilmez olan prensiplerinin başında, yoksuldan yana olmak, dayanışma ve insani sorumluluk duygusu gelirdi.

1976'da İstanbul Öğretmenler Gecesinde, TÖB-DER Şube Başkanı olarak yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Bir yanda bunca yoksulluk ve sefalet birikmişken, diğer yanda bunca zenginlik ve servetin boşa harcanmasını insanın aklı almıyor.”


Prof. Server Tanilli: “Eğer benim Marksist ideolojim olmasaydı Bu tekerlikli saldalyeye katlanamazdım.”

Prof. Server TanilliRandevuyu kopartmıştık nasıl olsa Hocadan; saat 17.00’de görüşecektik kendisiyle. Oldukça heyecanlıydım. Tüm gerici baskılara, faşistlerin kurşunlarına karşın, yaşam sevincini bir parça olsun yitirmeyen o değerli insanı görebilecektim şimdi. Paris’ten sonra Strasbourg’a gelen trende de gece boyu bunları düşünmüştüm. Kendini insanlığa, barışa ve demokrasi savaşımına adayan ve bu savaşımda düşmanlarına bir milim dahi taviz vermeyen o yüreki insanı görecektim.


Y. M. SVERDLOV Anısına

Y. M. SverdlovTarihi, devrimci bir tarihin biriktirdiklerini, tüm dünyada proletarya enternasyonalizmi ilkesi çerçevesinde “içselleştirmek”; devrimci bir parti ve bu partinin en özgün altyapısı “komünist” bilinç ve insanı yaratma hedefiyle, yeniden ve yeniden anımsamak ve yaşama katmak sanırım büyük bir görev olarak duruyor önümüzde..

Bu görevi, kapitalizmin öğüttüğü dehlizlerden çıkarıp, insanın ve yaşamın örgütlenmesinde mücadeleye inatla iliştirmek önemlidir.



Tayfun Benol, Güzel Bir İnsan

Gülengül ALTINTAŞ *

Tayfun’dan bahsedecekken onu iyi tanıyan insanları önce bir gülme tutar. Bi durulur... Sonra başlar hikaye ve mutlaka bir absürtlükler zinciriyle gelişip “Tayfun işte abi, Tayfun!” diye bitecek kara mizah bir sona kavuşur. Tek bir hikaye anlatamaz onun nev-i şahsına münhasırlığını. Öyledir Tayfun.


Bugün Toprağa Verdik Tayfun’umuzu...

Tayfun budur...

Bir kuş konar sofrasına onunla konuşur...

Ne zaman bir sokak köpeği görse oturur yanına sevişir koklaşırdı...

Severdi tüm canlıları...

“Yaşlandık biz artık” derdi bana eylemlerde, “koşamayız kaçamayız gençler gibi, ama olsun kalabalık yaparız”

Ankara’ya barış olsun, hiçbir canlı ölmesin diye gitti...

Barış isteyen kalabalıklar çok olsun diye gitti...


“Hala Nasıl ?”

70’li yıllar...

Annem İstanbul’a taşındıktan sonra üç-beş sene süren bir çaba sonucu amcasının kızına, Leman Hala’ya ulaştı.

Halayı bizim evde ilk ne zaman gördüm, emin değilim. Ama yaklaşık üç sene sonra bizimle yaşamaya başladığını söyleyebilirim. Bu üç sene zarfında gençliğinden beri yaptığı gibi çocuk bakıcılığı yapıyormuş.


100’lerden Biri: Kemal Tayfun Benol

Yeni tuttuğumuz gazete ofisini temizleyeceğiz. Bekle ki gelsin Tayfun. Sonra elinde yeni tarz bir temizlik kovasıyla geldi. İşimizi kolaylaştırır, “baksana çok güzel” diyerek gülümsüyordu. Niye geç kaldın bile diyemedim. El ele temizledik ofisi. Çok becerikli olduğumuza karar vermişti.

Hep çalışkandı Tayfun


Tayfun’un Gülen Gözleri Hep Gözümüzün Önünde Olacak

Zafer AYDIN *

Ölüm karşısında ne sözün bir hükmü kalır, ne de sözcükler kifayet eder yaşanan acıyı anlatmaya. Her ölüm kötüdür, erkendir, insafsızdır. Ölüm acıtır insanı, iç yakar, yürek burkar. Onarılmaz yaralar açar ve arkada hiç bir zaman dolmayacak, doldurulamayacak bir boşluk yaratır. Ama ya böyle ölümler...