Murat ÇAKIR

Rusya’nın Suriye Angajmanının Arka Planı Üzerine (III)

Wladimir Putin ve bir askerYeni Askeri Doktrin

Rusya, 25 Aralık 2014’de Putin’in imzasıyla yeni askeri doktrini yürürlüğe sokmuştu. 2010’da kararlaştırılan eski doktrin Rusya Güvenlik Konseyi tarafından yenilendi, ama yenilenme kararı 2013 Temmuz’unda, yani güncel Ukrayna krizi ve Suriye angajmanından önce alınmıştı.Bu açıdan yeni askeri doktrini, salt güncel krizlere gösterilen bir reaksiyon olarak değil,


Rusya’nın Suriye Angajmanının Arka Planı Üzerine (II)

Rusya’nın Suriye’de cihatçı terör gruplarıyla rejim karşıtlarına yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırması, özellikle Avrupa’da –gerek burjuva basınında, gerekse de muhalif kesimler ve barış hareketi içerisinde– Rusya’nın hangi hedefler peşinde olduğu konusunda farklı tartışmalara yol açtı. Bilhassa Almanya barış hareketi içerisinde Putin yönetimi ve genel olarak Rusya’nın politikaları üzerine birbirleriyle çelişen değerlendirmeler yapılmakta.



Ortadoğu: 21. Yüzyıl’ın Barut Fıçısı

2011’de Arap dünyasındaki kalkışmalar başladığında, demokratik kamuoyunda ve devrimci güçler arasında emperyalistlerin işbirlikçisi olan Arap despotlarının peş peşe alaşağı edilecekleri ve demokratik dönüşümlerin başlayacağına dair umutlar ifade edilmekteydi. Hatta kimileri, kalkışmaların birer “devrim” olduklarını iddia ediyorlardı.


Rusya’nın Stratejik Hamlelerinin Gösterdikleri...

Emperyalist hegemonyadaki kırılmalar ve Rusya faktörü

ABD devlet aklına dönüşen “Wolfowitz Doktrini” kaleme alındığında, her ne kadar reel sosyalizm bir karşı devrim ile yıkılmış ve burjuvazinin ölümcül düşmanı olan sosyalizm güçleri darmadağın edilmiş olsalar da, emperyalist hegemonyanın tehlike altında olduğu kaygısı hâlâ canlıydı.


ABD Militarizminin Hegemonya Stratejisi: Pentagon’un Yeni “Ulusal Askeriye Stratejisi” ve Olası Sonuçları Üzerine

ABD ordu yönetimi 1 Temmuz 2015’de “ABD Ulusal Askeriye Stratejisi” (“The National Military Strategy of the USA”) başlıklı bir belge yayınladı. 24 sayfalık Strateji Belgesini ABD emperyalizminin dünya egemenliğini nasıl askeri güçleriyle elde etmek istediğine dair bir talimat olarak okumak olanaklı. Gerçi belge, George W.


Türkiye’nin Neoliberal Dönüşüm Süreci ve AB’nin Rolü (III)

Kriz Yılı 2011

Küresel çapta büyük çalkantılara yol açan 2008-2009 krizlerinin ardından Yunanistan, İrlanda, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerin içine düştükleri borç batağı, Euro bölgesinde derin bir krizin ortaya çıkmasına neden oldu. Aslında 2008-2011 yılları süregiden kriz yılları oldu. Türkiye’de de 2011 yazından sonra kriz tandansları kalıcılaşmaya başladı. Ekonomist Mustafa Sönmez 2011 Eylül’ünde IMF’nin Türkiye’yi “G 20 ülkeleri içinde krize en yakın ülke” olarak nitelendirdiğini yazıyordu.



Türkiye’nin Neoliberal Dönüşüm Süreci ve AB’nin Rolü (I)

Turgut ÖzalAvrupa’daki yaygın medya uzun bir süre “Türk ekonomi mucizesi” ve “demokratikleşerek Avrupa Birliği’ne yakınlaşan aday ülke” resmini çizmişti. Türkiye ne de olsa AKP hükümeti altında bütçesini konsolide etmiş, Kemalist generalleri kışlaya geri göndermiş, küresel stratejilere entegre edilmiş ve komşuları ile “sıfır sorun politikası” izleyen bir bölgesel güç hâline gelmişti.


Ortadoğu’da kartlar yeniden karılırken...

“ABD ve İran arasında süren 36 yıllık düşmanlık yerini işbirliğine bırakıyor.” Geçmişte İran’ı “şeytanlaştıran” bir söylem kullanarak haber konusu yapan burjuva medyası bugünlerde bu değerlendirmeyi yapıyor ve “Batı’ya yeni fırsatlar sunan bakir İran pazarını” göklere çıkartıyor. 13 yıl süren diplomatik savaş sonrasında 2015 Temmuz’unda Viyana’da varılan İran nükleer program uzlaşısı, uluslararası tekellerin ağzını sulandırıyor besbelli.