Türkiye ve Dünyaya Bakış - 131

Türkiye ve Dünyaya Bakış - 131

Türkiye ve Dünyaya Bakış - 131

İki yüzlü oyun ve İstanbul Sözleşmesi

19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Resmi Gazete’de bir dizi farklı karar dışında Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğine dair Cumhurbaşkanlığı Kararı da yayınlandı. İktidar böylece kararın resmileşmiş de olduğundan yola çıkılıyor. Gerçi 77 ilin Baro’su ve demokratik hukukçular konuyu yorumlayarak  Meclis’ten geçerek onaylanan bir kararın Anayasa’da yapılan değişikliklere ragmen Cumhurbaşkanlığı Kararnemeleri ile, Meclis’ten geçmeden onaylanamayacağını belirtiyorlar.

Kısaca anımsayalım.11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi (kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi), 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyan Sözleşme, bugüne kadar Türkiye dahil Avrupa Konseyi üyesi 20 ülke tarafından onaylanmıştır. Türkiye, Sözleşme'yi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalamış, 14 Mart 2012 tarihinde ise Meclis’ten geçirerek onaylamıştır.

Diyeceksiniz ki, şimdi ne oldu da Türkiye bu sözleşmeden çekildi? En yalın haliyle, Türkiye bu sözleşmede düzenlenen kadın ve toplumsal cinsiyet haklarına katılmadığını ilan etmiş oldu diyebiliriz. Kıvırmadan ifade edersek durum budur.

Pekiyi, buna neden ihtiyaç duymuştur sorusunu da sorarsak onun açık yanıtını devlet ve iktidar çevrelerinden hiç bir zaman alamayacağız ama nedeni ortadadır. MHP destekli AKP Saray rejimi sürekli konum ve mevzi yitirmektedir. Dayanacağı tek kesim tarikatlar, cemaatler ve kendilerine benzer siyasi partilerdir. Onların desteklerini pekiştirmek, yeniden güven tazelemek açısından, “milliyetçi muhafazakar” çevrelere ve onların temsilcilerine mesaj vermiştir. BBP’nin, SP’nin, YRP’nin, İP’nin, Menzil, İsmailağa vb tarikatların destek açıklamaları bu anlama gelmektedir.

Rejim, kaybettiği desteği, “İstanbul sözleşmesi toplumumuzun kültürüne, töresine, geleneklerine aykırıdır, aile yapılarımızı bozmaktadır” gerekçeleri ile geri kazanmak niyetindedir. Zamanında AB’ye şirin görünmek amacıyla İstanbul’da girişimciliğini yaptığı bu sözleşmeyi bir anda yanlış ve zararlı ilan etmiştir.

Adalet ve İçişleri Bakanlarının, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmelerine rağmen kadın hakları konusunda gereken her şeyi yaptıklarını açıklamaları boş sözlerdir. Gerçeği görmek isteyenler ülkede her gün kadına ve farklı cinsel tercihleri olanlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet haberlerine göz atabilirler. Kadınların dört duvar arasında evlerinde neler çektiklerini, iş yerlerinde hangi ayrımcılıklarla karşılaştıklarını, sokakta nasıl taciz edildiklerini en iyi kendileri ve kadınlardan sonra da duyarlı her cinsten insanlar bilmektedirler.

Ülke bu kararla daha fazla çamura batmaktadır. Çamur dahi bu zihniyetten daha temizdir, çünkü doğaldır.

Neden iki yüzlü oyun diyoruz? Çünkü daha 2 Mart 2021 tarihinde AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsan Hakları Eylem Planı” açıklamadı mı? Bu açıklama yayınlandığı anda açıklamanın hiç bir ciddiyet içermediği anlaşılmıştı. Başka bir sonuç da beklenemezdi. 2 Mart’tan beri yaşananları kısaca hafızamızdan geçirdiğimizde gerçeğin ne olduğu ortaya çıkmaktadır.

HDP’li vekil Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması, HDP’nin yasaklanması ve 687 HDP’li siyasetçiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı uygulanması ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne dava açılması “İnsan Hakları Eylem Planı”nın birer uygulamalarıdır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı olduğu gibi.

“Şaka gibi” dediğinizi duyuyoruz. Haklısınız. Gerçekten şaka gibi. Ama maalesef gerçek.

İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmış olmaları çok önemli bir konu. Ancak bir bütün olarak izlenen politikaların sadece bir parçası. Toplum içinde kadınlar ve kadın hakları konusunda bilinçlenmiş duyarlı tüm insanlar nasıl ayağa kalkmalıysa, Kürt halkı üzerinde uygulanan inkar ve imha girişimlerine karşı, ülkede uygulanan ekonomik politikaların asıl yükü altında ezilen ve sömürülen işçiler ve emekçilerin sömürüye ve yoksulluğa karşı, barıştan yana olanların savaş ve işgal politikalarına karşı, ülkenin tüm yer altı ve yer üstü kaynaklarının talan edilmesine, tarım, hayvancılık yok edilmesine, doğal yaşam çevremizin tarumar edilmesine karşı, seslerini yükseltmeleri, örgütlenmeleri, istemlerini güçlü bir şekilde sahada dile getirmeleri gerekmektedir.

Bu gidişata bir dur denmedikten sonra yeni manevralarla karşı karşıya kalınacağı ve bu manevraların sadece ve sadece iktidarın ömrünü uzatma amaçlı olduğunu anlaşılmalıdır. Anlamamız yetmiyor, barış, demokrasi, emek, bağımsızlık, özgürlük güçleri olarak demokratik alternatifler temelinde bu ülkenin yönetimine talip olunması gerekiyor. Değilse bu iki yüzlü oyunların ve onları uygulayabilmek için sansür, baskı ve yasakların sonu gelmeyecektir.


Konuyla ilişkili diğer makaleler