Av. İsmail DUYGULU

Çocuklar Üzerine…

Tarlada çalışan çocuklar

Gündemdeki “çocuk gelin” tartışması üzerine bir yazı yazmak gerekiyor. Aslında gündemin arkasından koşarsak, asıl yazmak istediğimiz yazıları yazmaya zamanımız kalmaz. Bu konu üzerinden düşünürken, “ah, vah” tarzında bir yaklaşım yerine, bu işin aslı astarı nedir, neden kaynaklanıyor, eskiden sorun değilken bugün neden sorun haline gelmiş, bu yanıyla bakmak gerekiyor. devamı


Barış Hakkı

Uluslararası ilişkilerde liberal bir perspektif sunan, “demokratik barış tezi”ne göre, demokratik hakim devletler insan hakları, özel mülkiyet, girişim özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, siyasi çoğulculuk esasları kapsamında yurttaşlarının desteğini yitirmemek için, birbirleriyle “barış içinde yaşama”yı tercih ediyorlar. Aynı devletler, Dünya’da istikrarın hüküm sürmesi için, gerekirse hasımlarına karşı kullanmak üzere “askeri güce” sahip olmayı “meşru” görüyorlar. devamı


Hangi düzeydeyiz?

“Biz hayatın neresindeyiz, bazı insanlar neresinde?” diye sormadan edemiyor insan. Kuyunun dibinden sırt sırta verip yukarıya gün ışığına çıkalım istiyoruz, yok illa paçamızdan tutup, yeniden kuyunun dibine indirmeye çalışıyorlar. Zihnen de insan mutsuz oluyor, bu tür yaklaşımlar karşısında. Onca söyleşiler, etkinlikler, yazılı ya da görsel kaynaklar var, hiç mi nasiplenmez insan?

“Buhar olma noktasındayız, yüz derecedeyiz!” diye düşünürken siz, sizi “0 derece”den bir muhabbete davet etmek gibi bir şey bu. Avukat olarak birçok müvekkille yaşadığımız bir durumdur; tüm okul ve mesleki bilgilerinizi anlatmanızı isterler. devamı


Mandela Kuralları

“Hapse düşünceye kadar hiç kimsenin bir ulusu gerçekten tanıyamayacağı söylenir. Bir ulus, en yüksektekine değil, en alttaki yurttaşına nasıl muamele ettiğine bakarak değerlendirilmelidir.” 
Nelson MANDELA

Hem Türkiye’de hem de Dünya’da cezaevlerindeki insanların sayısı her geçen gün artıyor. Cezaevi yaşamı dış yaşam gibi sürdürülmek ve buna dair gerekli tedbirler alınmak zorunda. Cezaevlerinde yaşam koşulları gün geçtikçe ağırlaşıyor ve temel insan hakları ihlalleri yoğunlukla yaşanıyor. devamı


Umut Hakkı

“Suç işleyen kişilere ne biyolojik ne de medeni ölümü reva gören, infaz sistemini insan onuruna uygun biçimde düzenleyen bir toplum, ölüm cezasını ve tahliye olanağı olmayan hapis cezalarını, ait olduğu yere, yani asar-ı atika müzesine[1], çıkrık ve tunç baltanın yanına kaldıracaktır.”[2]

“Umut hakkı”[3], müebbet hapis cezası mahkûmunun bir gün salıverilmesine dair beklenti oluşturma hakkını ifade etmektedir. İlk olarak, Alman Anayasa Mahkemesi’nin “Müebbet Hapis Cezası Davası”nda[4], müebbet hapis cezası mahkumuna, sonraki bir tarihte özgürlük umudu verecek, somut, gerçekçi ve ulaşılabilir bir şans tanınması gerektiği; mahkumun kişisel gelişiminin göz ardı edilerek, bir gün özgür olma umudunun tamamen yok edilmesinin, kişiyi hapseden devlet tarafından insan onuruna ağır bir darbe vurulacağı tespit edilmiştir.[5] devamı


Mandela’yı anlayabildik mi?

Nelson MandelaYaşadığımız toplum kendi ahlak, din, hukuk kurallarını oluşturuyor ve bu zamanda baskı ve otoritenin hüküm sürdüğü bir ruh taşıyor. İçimize sinmiş korkudan korkuyor1 ve topu taca atarak yaşam sürdürüyoruz. Ahlak kuralı tamamen bireyin hayatını belirleyen, bireyin kendi içinde oluşturması gereken, temel etik moral değerleridir. Etik moral değerler hem bireyin kendisinde ve hem de toplumda oluşan ortak değerler olduğu gibi, zamana ve yere göre, çatışmalı bir süreci yansıtabilir. Bugün kapitalizmin ahlakı, iktidarın ahlakı yoğun bir sis perdesi yaratmış durumda. Sis perdesinin dağıtılmasına ihtiyacımız var. Din, doğrudan Tanrı idesi ve onun koyduğu kurallara göre oluşturulan inanç sistematiği. devamı


İçindeki Vicdanı Ayaklandır

Kendimize

Bir yolculuktayız. Bunca emek, bunca acı, bunca kayıplar, üstün kamu yararı, büyük insanlık için. Düşüncenin maddi temellerinden hareketle, bireyin, insanların, toplumun, toplumların çeşitliliği kadar, farklı empatileri içinde barındıran bir toplum tasavvuru oluşturabilmeliyiz. Eski toplum yerine, yeni bir toplum kuracağız.1 Bu yolda başkalarına gitmeden önce, kendi vicdanımızı sorgulamalıyız. İnsan kendisinde bulamadığını, toplumda bulamayacak, sürekli bir hayal kırıklığı yaşayacaktır. Bu da kendi içinde çelişkiye neden olacak, şizofrenik bir ruh halini doğuracaktır. Çünkü her toplum, kendi benzeri bireylerin toplamından ibarettir. devamı


Yaşanabilir Bir Türkiye İçin Ne Yapmalı?

Yeryüzü Güncesi zoom grubunda “Yaşanabilir bir Türkiye için ne yapmalı?” sorusu üzerine yirmiye yakın arkadaş, düşüncelerini ifade etti. Oldukça verimli bir söyleşiydi. Bu tür söyleşileri çoğaltmalı ve ortak yolun taşlarını birlikte örebilmeliyiz. Ortaya atılan önermelerden önemli gördüklerimi bu yazının konusu yapmak istedim. devamı


Neden Yerimizde Sayıyoruz?

1979-80 öğretim yılında, lisede okuduğumuz okulda komiteye seçilmiş, hızlıca okul içinde örgütlenme etkinlikleri gerçekleştirmiş, Kasım 1979’da okulumuz öğrencilerinden bir arkadaşımız, trafik polisinin aracının neden olduğu bir trafik kazasında öldüğü için, sorumsuz polisin bu tutumunu protesto etmek için okulda protesto etkinliği düzenlemiş, formda yaptığım konuşmanın arkasından, bir gün önceden hazırladığımız bildiriyi dağıttığımız esnada, okulun dışından kapıya yönelen polisin müdahalesi devamı


Nereye?

1985 yılında Mihail Gorbaçov'un birliğin başkanı olmasıyla, Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılandırma) olarak kendini gösteren politikalar sonrasında, 25 Aralık 1991 tarihinde Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un istifa etmesinin ardından Sovyetler Birliği'ni[1] oluşturan cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan ettiler. devamı