Murat ÇAKIR

Avrupa’da Faşizm – Yeniden Mümkün Mü?

(Bir tartışmaya vesile olma çabası)

Avrupa ülkelerinde ırkçı-faşist, ultra milliyetçi ve aşırı sağcı burjuva partilerinin uzun süredir devam eden seçim başarıları, bilhassa Almanya’da ırkçı-faşist AfD partisinin son anketlere göre ülkenin ikinci büyük partisi hâline gelmesi, Avrupa’daki toplumsal ve siyasî sol içerisinde özelde antifaşist mücadelenin, genelde siyasî mücadelenin biçimleri üzerine çeşitli tartışmalara yol açıyor. Antifaşist mücadelenin yeniden icat edilmesine gerek olmadığını söyleyenlerden, yeni bir »faşist diktatörlük« tehlikesinin kapıya dayandığını ve bu nedenle »faşizme karşı burjuva-liberal kesimleri de içeren demokratik halk cephesi kurulmasını« savunanlara kadar geniş bir görüş çeşitliliği söz konusu. Özellikle reformist sol içerisinde »sağ popülizme karşı sol popülizme başvurulmasını« savunanların güç kazandığı söylenebilir.


Mesele »Sarı Taksi-Uber Kavgası« Değil

Emperyalist Tekellerin Yeni Sömürü Metodları Üzerine

New Yorklu taksi şoförü 61 yaşındaki Douglas Schifter 2018 Şubat ayında bir gün sosyal medya hesabına »Politikacılar beni de yeni esaretin zincirlerine bağlamaya çalıştılar. Direndim, ama iflas ettim« diye yazdıktan kısa bir süre sonra belediye binasının önüne gidip intihar etti. Taksi plakası satın alabilmek için yüklü bir kredi yükünün altına giren ve artık borçlarını ödeyemez durumda kalan Schifter’in intiharı, binlerce taksicinin Uber ve Lyft gibi şirketleri protesto etmek için sokaklara dökülmelerine ve sadece New York’ta sayıları 80 bini geçen Uber kullanıcılarına sınırlama getirilmesini talep etmelerine neden oldu.


Meşruiyet krizi ve sonuçları

Horst Seehofer ve Angela Merkel

Almanya örneğinde emperyalist güçlerin egemen bloklarındaki çelişkiler üzerine

Burjuva medyası, marksist ekonomistlerin uzun zamandır dikkat çektikleri ve derinleştiğini söyledikleri sermaye birikim krizini teyit ediyor, alarm zillerini çalıyor. Birikim krizi, özellikle hâlâ devam etmekte olan 2007 krizi, sadece eşik ülkelerini değil, emperyalist ülkeleri de cenderede tutmaktadır.


Demokratik Konfederalizm – Daha İyi Bir Sosyalizm Mi?

Abdullah Öcalan’ın tezlerine devrimci-eleştirel bir katkı denemesi

Türkiyeli komünistlerin Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) ile ilişkileri ilkesel olmak zorundadır, konjonktürel değil. Bu çerçevede Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle dayanışma, komünist olmanın “olmazsa olmaz” koşullarından birisidir. Nihayetinde, milliyetler sorununun demokratik çözümünün sadece Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da sosyalizm mücadelesi için daha iyi koşullar yaratacağının ve bu mücadeleye ivme katacağının bilincinde olan komünistler açısından Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını önkoşulsuz tanımak, KÖH’nin siyaseti, ideolojisi ve pratiğini eleştirel biçimde ele almanın temel şartıdır.


Anti-Tekelci Strateji ve Komünistler: Barış, Demokrasi ve Devrim Tartışmaları Üzerine

DKP XXII. Parti Kongresi’nde Genel Başkan Patrik Köbele delegelere sesleniyor.

1989/1990 karşı devriminden bu yana geçen sürede, karşı devrimin tüm tahribatına, işçi sınıfı hareketi ile Dünya Komünist Hareketi’nin, neredeyse mücadelenin ilk yıllarına döndüren darbeler almalarına rağmen, günümüz dünyasında kapitalizmin tarihin sonu olmadığına, sömürüsüz ve barışçıl bir gelecek olabileceğine dair inançlar azalmadı.


Devrim Umudu Yitirilirse Eğer... Avrupalı Komünistlerin Suriye Değerlendirmeleri Üzerine

Suriye’deki gelişmeler Avrupa, ama bilhassa Almanya barış hareketi içerisinde ciddî tartışmalara, kimi noktalarda ayrışmalara neden oluyor. Avrupa’daki Komünist Partileri, toplumsal ağırlıklarına ters orantılı biçimde barış hareketi içerisinde hiç de küçümsenemeyecek bir etkiye sahipler. Komünistler açısından son derece önemli olan bu mevzi, doğal olarak Komünist Partilerindeki sorunlu Suriye analizlerinden ve bunlarla bağlantılı olan yanılgılarından olumsuz etkilenmektedir.




Trump’ın Seçim Zaferinden Bir Yıl Sonra ABD

ABD Başkanı Donald Trump2016 Kasım’ında Donald Trump’ın ABD başkanlık seçimlerini kazanmasının ardından belirginleşen “korumacılık politikası”, hem emperyalist-kapitalist dünya düzeninin oyun kurallarında değişiklikler yapılacağına işaret ettiğinden, hem de ABD emperyalizmi ile başta F.


Demokrasi ve Sosyalizm

Demokratik ve bu bağlamda sosyal hakların genişletilmesi için verilen mücadele ile - ki, biz bunu burjuva demokrasisinin demokratikleştirilmesi olarak nitelendiriyoruz - işçi sınıfının iktidarının kurulması, yani sosyalizm mücadelesi arasındaki birbirini tamamlayıcı ilişki, uluslararası işçi ve komünist hareketinin tüm tarihi boyunca büyük bir önem taşımıştır.